ödev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ödev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2010 Pazartesi

Milli Eğitim Bakanlığı, 29 bin 347 kadroya öğretmen atadı

Atamalar için başvuran toplam 92 bin 65 adayın 90 bin 134'ünün başvurusu kabul edildi. Bu adaylar için ayrılan 30 bin kadroya 29 bin 347 atama yapıldı. Atamaların 26 bin 934'ü ilk atama olarak gerçekleşti. 

Öğretmen atamaları dolayısıyla MEB Başöğretmen Salonu'nda düzenlenen törende Bakan Çubukçu, dünyadaki gelişmelere paralel olarak Türkiye'de de müfredatların yenilenmesinden, bilişim teknolojilerinin eğitimde kullanılmasına kadar çok geniş bir yelpazede bir dönüşüm süreci yaşandığını belirtti. Bakan Çubukçu, şunları kaydetti: ''Öğretmenlerimizin yüzde 73'ünün 40 yaşın altında olduğu düşünüldüğünde eğitimin tüm bileşenlerinde yaşanan değişim, dönüşüm sürecine genç öğretmenlerimizin daha çabuk uyum sağlayacaklarını düşünüyorum. Genç bir nüfusa, genç bir öğretmen kadrosuna sahip olmamız iyi değerlendirildiği takdirde gerçekten de ülkemiz için çok büyük bir zenginliği ve çok büyük bir avantajı oluşturuyor. Öğretmenlerimiz eğitimde arzu ettiğimiz hedeflere ulaşmamızda çok önemli bir role sahip.''
 
Milli Eğitim Bakanı Nimet  Çubukçu, bugün artık bilgi elde etmeyi öğretmenle sınırlamanın mümkün olmadığını belirterek, ''Öğretmenlerden artık bilgi aktarmasını değil, öğrencilerine bilgiye ulaşma, anlama, analiz etme ve problem çözme becerilerini kazandırmalarını bekliyoruz'' dedi. Bakan Çubukçu, Milli Eğitim Bakanlığının, 29 bin 347 kadroya öğretmen ataması dolayısıyla MEB Başöğretmen Salonu'nda düzenlenen törende, bilgi toplumunun bireylerini yetiştirecek öğretmenlerin nitelikli, kendini sürekli yenileyen, bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanan ve bu teknolojiden eğitim süreçlerinde başarılı bir şekilde yararlanan kişiler olması gerektiğini söyledi. Bunun yanı sıra öğretmenlerin bilgilerini sürekli güncellemelerinin ve yaşam boyu öğrenme konusunda iyi bir rehber ve rol model olmasının zorunluluğuna işaret eden Bakan Çubukçu, ''Bugün artık bilgi elde etmeyi öğretmenle sınırlamak, onu dört duvar arasına hapsetmek mümkün değil. Dolayısıyla öğretmenlerden artık bilgi aktarmasını değil, öğrencilerine bilgiye ulaşma, anlama, analiz etme ve problem çözme becerilerini kazandırmalarını bekliyoruz'' dedi. Bakan Çubukçu, bu kapsamda öğretmenlerin kendilerini daha iyi yetiştirecekleri ortamları güçlendirmenin ve imkânları çoğaltmanın gayreti içinde olduklarını anlattı.
 
Bakanlığa bağlı resmi eğitim kurumlarında halen 538 bin 817'si kadrolu, 69 bin 212'si sözleşmeli olmak üzere 608 bin 29 öğretmenin görev yaptığını belirten Bakan Çubukçu, öğretmenlerin yüzde 45'inin hükümetleri döneminde göreve başladığını söyledi. Bu yılın, bugün yapılacak atamalarla en çok öğretmen atanan yıl olma özelliği taşıdığını söyleyen Bakan Çubukçu, 2010 yılında 40 bin 561 öğretmenin eğitim ordusuna katıldığını ifade etti.
 
Kadrolu öğretmenliğe atanan sözleşmeli öğretmenlerden boşalan pozisyonlara yeniden sözleşmeli öğretmen görevlendirileceğini kaydeden Bakan Çubukçu, adayların başvurularını 23-29 Aralık 2010'da yapacaklarını ve atamaların 31 Aralık 2010'da gerçekleştirileceğini bildirdi. Bakan Çubukçu, ayrıca 47 kadroya da engelli öğretmen ataması yapılacağını, başvuruların 7-17 Aralık 2010 tarihleri arasına alınacağını, 20 Aralıkta da bilgisayar kurası çekileceğini duyurdu.
96 BRANŞTAN ÖĞRETMEN ATANDI
 
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, bugün gerçekleştirilen atama için 96 branştan başvuru alındığını, ihtiyaçlar ve hedefler doğrultusunda en fazla sınıf öğretmenliği olmak üzere okul öncesi öğretmenliği, İngilizce öğretmenliği, rehber öğretmenlik ve Türk dili ve edebiyatı branşlarından öğretmen alınacağını söyledi. Okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılmasının, eğitimin diğer basamaklarının da kalitesini etkileyeceğini, bu nedenle bu branşı çok önemsediklerine işaret eden Bakan Çubukçu, okul öncesi eğitimde net okullaşma oranını 2014 yılı sonuna kadar yüzde 70'in üzerine çıkarmayı, 5 yaş grubundaysa 2012'de yüzde 100 okullaşmayı hedeflediklerini anlattı.

Bakan Çubukçu, şöyle devam etti: ''5 yaş okul öncesi eğitimin pilot uygulamasını bu eğitim öğretim yılı itibarıyla 32 ilden 57 ile çıkardığımız düşünüldüğünde okul öncesine verdiğimiz ağırlığın önemi daha iyi anlaşılacaktır. 2012-2013 eğitim öğretim yılına kadar okul öncesi eğitimi kademeli olarak 81 ilimizde yaygınlaştırmış olacağız. Bundan 8 yıl önce Türkiye'nin okul öncesi eğitimde sembolik düzeylerde seyreden okullaşma oranının son 8 yılda geldiği nokta hem çocuklarımız hem de ülkemiz adına gerçek bir kazanımdır.'' Bakan Çubukçu, göreve yeni başlayacak öğretmenlere de şöyle seslendi: ''Tıpkı 20. yüzyılda olduğu gibi 21. yüzyılın Türkiye'sini şekillendirecek olan nesli sizler yetiştireceksiniz. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 'Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır' diyerek öğretmenlere duyduğu güveni dile getirmiş, ayrıca öğretmenlere ülkenin geleceğini emanet etmiştir. Öğretmenlerimiz bu emaneti bugüne kadar büyük bir onurla ve inançla taşıdılar. Eğitim ailemize yeni katılan çalışma arkadaşlarımın da omuzlarına yüklenen bu sorumluluğun farkında olduklarını düşünüyorum. Her biriniz öğretmenlik mesleğine ve ülkemizin yarınlarına hem kendinizi hem de öğrencilerinizi yenileyerek, yetiştirerek katkıda bulunacaksınız.'' Bakan Çubukçu'nun konuşmasının ardından salonda bulunan öğretmen adaylarından birer numara söylemeleri istenerek kura işlemi başlatıldı.

Atamalar için başvuran toplam 92 bin 65 adayın 90 bin 134'ünün başvurusu kabul edildi. Bu adaylar için ayrılan 30 bin kadroya 29 bin 347 atama yapıldı. Atamaların 26 bin 934'ü ilk atama olarak gerçekleşti. Atamalar, MEB'in http://personel.meb.gov.tr internet adresinden öğrenilebilecek. 

Haber : Milli Eğitim Bakanlığı Sitesi
 

 

Türk Edebiyatı Nedir?

Türk Edebiyatı Nedir? (Temsilcileri, Türleri, Dönemleri)

Türk edebiyatı veya Türk yazını, Türk dilinde yazılmış sözlü ve yazılı metinlerdir. Türklerin İslamiyeti kabullerine kadar farklı Türk dil ve alfabeleri kullanılırken, İslamiyetin etkisiyle Farsça ve Arapça kullanılmaya başlanmış, Osmanlı döneminde Türkçe’nin Arap alfabesiyle yazıldığı Osmanlıca eserler verilmiştir. Özellikle saray çevresinde, Fars edebiyatının etkisiyle üretilen bir edebiyat anlayışı ağır basmıştır. Zaten okur-yazarlığın olmadığı ya da oldukça az olduğu halk arasında, sarayın Divan Edebiyatı etkili olamamış, Anadolu’da sözlü gelenek uzun bir süre devam etmiştir.
Türk edebiyatının tarihi yaklaşık 1500 yıl öncesine dayanmaktadır. Bilinen en eski Türk yazıları 8. yüzyıldan kalma Orta Moğolistan’daki Orhun Irmağı vadisinde bulunan Orhun Yazıtları’dır.[1] Türklerin İslam’ı kabul ettikten sonraki edebiyat metinleri lügatlar, fıkıh eserleri, peygâmberler tarihi, şecere türü yapıtlardır. 15. yüzyılda Dede Korkut Kitabı ile başlayan destan türüne ek olarak, mektuplar, menakipler, tarihler, tezkireler nesir türünün biçimleridir. Türk halk edebiyatı, aşık ve tekke kollarıyla eski çağlardan beri süregelir. Halk edebiyatının bilmece, destan, masal, efsane, hikaye, atasözü, fıkra, menkıbe, deyim, oyun biçimleri vardır. Tekke edebiyatının nefes, ayin, ilahi, naat, mevlid, münacat kalıplarıyla gelen kolları günümüze ulaşmıştır. Halk edebiyatı yanında klasik edebiyat denilen Divan edebiyatı gelişmiştir. Batı’da roman türünün yaygınlaşmasıyla Türk edebiyatı da telif ve tercümelerle 1800′lerden başlayarak bu yöne eğilmiştir.
Türkiye’de Cumhuriyet döneminin ilk devrinde Milli Edebiyat hâkimdir. Halk diliyle yazan ve Genç Kalemler dergisinde toplanan yazarlar eserlerinde Türklüğü, vatanı, kurtuluş mücadelesini anlatmışlar; kendilerinden önceki bireye dönük Edebiyat-ı Cedidecileri eleştirmişlerdir. Bu devrin en önemli yazarlarına örnek olarak Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Halide Edip Adıvar verilebilir. Milli Edebiyat’ın milliyetçi görünümü sonraki devirde Anadoluculuk ve halkçılık olarak edebiyata yansımıştır. Bu dönemde Beş Hececiler ve Yedi Meşaleciler grupları kurulmuştur. Daha sonra İkinci Dünya Savaşı ve savaşın siyasal etkileriyle toplumculuk ve köycülük akımları güçlenmiştir. Âşık ve tekke edebiyatı, modernleşmenin etkisiyle gücünü kaybetmiştir. Divan edebiyatından ise Dil Devrimi, Türkçe’nin ön plana çıkarılması ve değişen edebiyat akımlarıyla, Osmanlı’ya ait bir tür olarak vazgeçilmiştir.
Modern Türk edebiyatı öykü, roman, eleştiri, deneme, şiir ve tiyatro eseleri gibi hemen her türde örnekler içermektedir. Genellikle modernist bir çizgide seyretmekte olsa da postmodernizmin etkileri de yoğun olarak görülmektedir.

Matematiğin Tarihçesi

Ortaçağ

İslâm Dünyası'nda başta aritmetik olmak üzere, matematiğin geometri, cebir ve trigonometri gibi dallarına önemli katkılarda bulunan matematikçiler yetişmiştir. Ancak bu dönemde gerçekleşen gelişmelerden en önemlisi, geleneksel Ebced Rakamları'nın yerine Hintlilerden öğrenilen Hint Rakamları'nın kullanılmaya başlanmasıdır.

Konumsal Hint rakamları, 8. yüzyılda İslâm Dünyası'na girmiş ve hesaplama işlemini kolaylaştırdığı için matematik alanında büyük bir atılımın gerçekleştirilmesine neden olmuştur.

Daha önce Arap alfabesinin harflerinden oluşan harf rakam sistemi kullanılıyordu ve bu sistemde sayılar, sabit değerler alan harflerle gösteriliyordu. Örneğin için a harfi, 10 için y harfi ve 100 içinse k harfi kullanılıyordu ve dolayısıyla sistem konumsal değildi. Böyle bir rakam sistemi ile işlem yapmak son derece güçtü.

Erken tarihlerden itibaren ticaretle uğraşanların ve aritmetikçilerin kullanmaya başladıkları Hint Rakamları'nın üstünlüğü derhal farkedilmiş ve yaygın biçimde kabul görmüştü. Bu rakamlar daha sonra Batı'ya geçerek Roma Rakamları'nın yerini alacaktır.

Cebir bilimi İslâm Dünyası matematikçilerinin elinde bağımsız bir disiplin kimliği kazanmış ve özellikle Hârizmî, Ebu Kâmil, Kerecî ve Ömer el-Hayyâm gibi matematikçilerin yazmış oldukları yapıtlar, Batı'yı büyük ölçüde etkilemiştir.

İslâm Dünyası'nda büyük ilgi gören ve geliştirilen bilimlerden birisi olan astronomi alanındaki araştırmalara yardımcı olmak üzere trigonometri alanında da seçkin çalışmalar yapılmıştır. Bu konudaki en önemli katkı, açı hesaplarında kirişler yerine sinüs, kosinüs, tanjant ve kotanjant gibi trigonometrik fonksiyonların kullanılmış olmasıdır.

Yeniçağ

Bu dönem diğer alanlarda olduğu gibi matematik alanında da yeniden bir uyanışın gerçekleştiği ve özellikle trigonometri ve cebir alanlarında önemli çalışmaların yapıldığı bir dönemdir.

Trigonometri, Regiomontanus, daha sonra da Rhaeticus ve Bartholomaeus Pitiscus`un çabalarıyla ve cebir ise Scipione del Ferro, Nicola Tartaglia, Geronimo Cardano ve Lodovice Ferrari tarafından yeniden hayata döndürülmüştür.

Yapılan çalışmalar sonucunda geliştirilen işlem simgeleri, şu anda bizim kullandıklarımıza benzer denklemlerin ortaya çıkmasına olanak vermiş ve böylelikle, denklem kuramı biçimlenmeye başlamıştır.

Rönesans matematiği özellikle Raffaello Bombelli, François Viète ve Simon Stevin ile doruk noktasına ulaşmıştır. 1585 yılında, Stevin, aşağı yukarı Takîyüddîn ile aynı anda ondalık kesirleri kullanmıştır.

Bu dönemde çağdaş matematiğin temelleri atılmış ve Pierre de Fermat sayılar kuramını, Pascal olasılık kuramını, Leibniz ve Newton ise diferansiyel ve integral hesabı kurmuşlardır.

Yakınçağ

Bu dönemde Euler ve Lagrange, integral ve diferansiyel hesabına ilişkin 17. yüzyılda başlayan çalışmaları sürdürmüş ve bu çalışmaların gök mekaniğine uygulanması sonucunda fizik ve astronomi alanlarında büyük bir atılım gerçekleştirilmiştir. Mesela Lagrange, Üç Cisim Problemi'nin ilk özel çözümlerini vermiştir.

Bu dönemde matematiğe daha sağlam bir temel oluşturmaya yönelik felsefi ağırlıklı çalışmalar genişleyerek devam etmiştir. Russell, Poincaré, Hilbert ve Brouwer gibi matematikçiler, bu konudaki görüşleriyle katkıda bulunmuşlardır.

Russell, matematik ile mantığın özdeş olduğunu kanıtlamaya çalışmıştır. Matematiğin, sayı gibi kavramlarını, toplama ve çıkarma gibi işlemlerini, küme, değilleme, veya, ise gibi mantık terimleriyle ve matematiği ise "p ise q" biçimindeki önermeler kümesiyle tanımlamıştır.

Hilbert'e göre ise, matematik soyut nesneleri konu alan simgesel bir sistemdir; mantığa indirgenerek değil, simgesel aksiyomatik bir yapıya dönüştürülerek temellendirilmelidir.

Sezgici olan Brouwer de matematiğin temeline, kavramlara somut içerik sağlayan sezgiyi koyar; çünkü matematik bir teori olmaktan çok zihinsel bir faaliyettir. Poincaré'ye göre de matematiğin temelinde sezgi vardır ve matematik kavramlarının tanımlanmaya elverişli olması gerekir.

Yine bu dönemin en orijinal matematikçileri olarak Dedekind ve Cantor sayılabilir. Dedekind, erken tarihlerden itibaren irrasyonel sayılarla ilgilenmeye başlamış, rasyonel sayılar alanının sürekli reel sayılar biçimine genişletilebileceğini görmüştür. Cantor ise, bugünkü kümeler kuramının kurucusudur.